Dijital Ortamda Tüketici Güveni

İnternetin ve sosyal medyanın giderek daha da yaygınlaşmasıyla insanların reklamlara maruz kaldığı süre de aynı oranda artış gösteriyor. Türkiye’de 2025 yılıyla birlikte internet kullanan bireylerin oranı %90,9’a yükseldi. Bu artış sürekli devam etmekle birlikte bu artışla bireylerin internet üzerinden satın alma veya sipariş verme oranı da aynı şekilde artış göstermeye devam etmektedir.

İnternetten en son satın alma veya sipariş verme zamanına göre satın alma ya da sipariş verme oranı, 2015-2025

Kaynak: https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Hanehalki-Bilisim-Teknolojileri-(BT)-Kullanim-Arastirmasi-2025-53925

Reklamla alakalı olan asıl kısım ise bu az önce bahsettiğim %90,9’luk* kısmın en az %88,6’sının reklama maruz kalabileceği bir uygulamayı kullanıyor olması, bu da WhatsApp**. WhatsApp’ı %72,9 ile YouTube ve üçüncü sıradaysa %68,1 ile Instagram yer almaktadır.

*Geri kalan kısmın başka uygulamalardan maruz kalabileceği göz önünde bulundurulmalı.
**Hala her hesapta aktif olmasa da 16 haziran 2025 ile WhatsApp’ta reklam verilebilmektedir.

İnternet kullanım oranının her geçen gün artması ve uygulama kullanım oranıyla akıllı telefon yaygınlığının ne seviyede olduğu göz önünde bulundurulacak olursa Türkiye’yi markalar için koskocaman bir reklam pazarı olarak görebiliriz. Bu ortamda kullanıcılar her gün onlarca reklama maruz kalıyor ve özellikle sosyal medya tarafında pek çok reklam, reklam körlüğü sebebiyle farkına bile varılmadan kaydırılıp geçiliyor.
Bu konuyla ilgili biraz daha istatistik bilgi vermek sanırım daha doğru olacaktır. Türkiye’de ortalama internette geçirilen süre 6 saat 57 dakika bu ortalamayla kullanıcılar günde yaklaşık 500 dijital reklama maruz kalıyor. 

Bu kadar yüksek oranda reklama maruz kalmak, reklam körlüğü gibi etkenleri bile duruma dahil ettiğinizde, her gün kullanıcıların sanal ortamda ciddi oranda reklamla etkileşime girdiğini gösteriyor. Bu noktada asıl sorulması gereken soru şu: Kullanıcılar bu reklamların kaçını güvenilir buluyor?

2024 yılında TrustedSite‘ın açıkladığı verilere göre kullanıcıların %97’si yabancı sitelerden alışveriş yaparken endişe duyuyor.  Global’de internet sitelerine yönlendirilen trafiğin yaklaşık %40’ının reklamlardan geldiğini varsayarsak ( Varsayımımı buradaki araştırmaya dayandırıyorum, 2024 global site trafiğinin %41,6’sını organik olarak hesaplamışlar. Doğrudan ve diğer kısımları çıkarırsak ortalama %40 olarak hesaplayabiliriz.) bu %40’lık dilimden yeni bir kullanıcının karşısına çıkan firmaların %97’si ne yazık ki güven vermiyor. Burada tam olarak firmaları başarısızlıkla suçlayamayız. Aslında burada bir çok etken var; kullanıcının bir önceki alışveriş deneyimi, sektör güveni, bir önceki görülen reklam veya benzer bir firmayla yaşanılan deneyim… fakat yine tüm bu yeni e-ticaret yolcuğunda ( ki çoğu  bir dijital reklamla başlıyor ) sitelerin %97’si kullanıcılara güven verme konusunda başarısız oluyor.

Burada firmaları başarısızlıkla suçlamamamın temel sebebi aslında META gibi reklam platformlarının dolandırıcı reklamları gerektiği kadar ciddiye almaması ve kullanıcı deneyimini olumsuz yönde etkilemesi. Bugün Instagram veya Facebook’ta AI ile oluşturulmuş ünlülerin sahte videolarıyla insanları dolandırmaya çalışan çok fazla reklam hesabı var. Peki sizce Instagram’da reels kaydıran bir potansiyel müşteriniz sizin reklamınızı görmeden önce bariz bir dolandırıcı reklamını görürse sizin reklamınıza olan güveni azalır mı? Elbette ki azalacaktır… 

Konunun çok fazla dışına çıkmadan şurada aslında Meta’nın neden sahte reklamları engellemediğinden bahsettim.

2000-2025 Yılı Dijital Alışveriş Güven İndeksi

Bu kadar geniş kapsamlı bir veri bulamadığım için birden fazla veriyi karıştırarak böyle bir grafik elde ettim o sebeple sonuçları ortalama olarak varsayabilirsiniz.

Yukarıdaki grafikten de anlayacağınız gibi her ne kadar sahte reklamlar veya internet dolandırıcılığı artsa da dijital alışveriş güveni yıllar geçtikçe artmaktadır. Bunun temel sebebi elbette internetin gittikçe daha da yaygınlaşmasıdır. Özellikle akıllı telefonların hayatımıza girmesi ve pandeminin de etkisiyle artış hızla devam etmiştir.

Dijital Ortamda Güven Nasıl Kazanılmalı?

Aslında bunun tek bir doğru yolu var demek yanlış olacaktır. Yukarıda da bahsettiğim gibi faaliyet gösterilen her alan tüketici açısından farklı güven problemlerine sahip olabilir. Burada kullanıcıların güven algısını etkileyen unsurları iyi analiz etmek ilk adım olacaktır. Devamındaysa şu şekilde sıralayabiliriz;

  • Açık ve dürüst reklam metinleri:

    Kullanıcıyı yanıltmadan ürünü veya hizmeti net şekilde anlatmak güveni artırır.

  • Marka kimliğine uygun kreatifler:

    Tasarım dili, renkler ve görseller markanın karakteriyle uyumlu olduğunda profesyonel bir izlenim oluşur.

  • Sosyal kanıt içeren ögeler (yorum, puan, kullanıcı tavsiyesi… kesinlikle organik!):

    Gerçek kullanıcı geri bildirimleri, reklamın doğruluğunu destekleyerek güven duygusunu pekiştirir. Reklamlara milyonlar harcasanızda organik yorumlarla sağlanan güven kadar güven sağlayamazsınız.

  • Güvenilir ve bilinen ödeme yöntemleri:

    Reklamda güvenli ödeme altyapılarının belirtilmesi kullanıcıların satın alma risk algısını azaltır.

  • Net CTA’ler yanıltmayan yönlendirmeler: 

    Kullanıcı neye tıklayacağını ve tıkladığında ne göreceğini bilir, bu da deneyimi güvenli hissettirir.

  • Mobil uyumlu ve hızlı yönlendirme sayfaları:

    Reklam tıklamalarında bekleme veya bozulmuş tasarım yaşamayan kullanıcı markaya daha çok güvenir.

  • Ve yeniden hedefleme reklamlarıyla tanıdık marka algısı oluşturma: 

    Kullanıcıların markayı farklı kanallarda tekrar görmesi, güveni ve satın alma ihtimalini artırır.

Sonuç Olarak...

Pek çok markanın doğuşuna tanıklık etmiş bir dijital pazarlamacı olarak, yeni girişimlerin ilk yıllarda karşılaştığı en büyük sorunun tüketici güveni oluşturmak olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Çünkü bir marka ne kadar iyi bir ürün sunsa da, tüketici zihninde “bu markaya güvenebilir miyim?” sorusu yanıt bulmadıkça satın alma davranışı gerçekleşmiyor.

Bu nedenle güven inşası, yeni markalar için yalnızca bir iletişim çalışması değil; doğrudan sürdürülebilir büyümeyi belirleyen stratejik bir adımdır.

Ben de bu noktada, markaların özellikle ilk yıllarında zaman ve kaynak yönetiminde cimrilik yapmamaları, aksine güven oluşturacak her temas noktasına yatırım yapmaları gerektiğini düşünüyorum.

Net, şeffaf ve tutarlı bir marka dili; kullanıcı yorumları ve sosyal kanıtlar; güçlü bir müşteri hizmetleri yapısı; vaat–deneyim uyumu; kesintisiz iletişim ve profesyonel bir dijital görünüm… Tüm bunlar birlikte ele alındığında bir markanın “bilinmeyen” konumdan çıkıp tüketici tarafından güvenilen bir tercih haline gelmesini sağlar.

Kısacası, yeni bir marka için güven; zaman içinde kendiliğinden oluşacak bir sonuç değil, üzerinde bilinçli şekilde çalışılması gereken bir süreçtir. Bu süreç ne kadar özenle yönetilirse, markanın pazardaki konumu da o kadar hızlı güçlenir.

Bültene Abone Olun!

Güncellemeler ve gelişmelerden ilk siz haberdar olun!

e1